Uzm. Dr. Duygu Biçer:   “Erişkinlerde DEHB (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu) son yıllarda psikiyatride ilgi gören bir bozukluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Önceleri sadece çocukluk dönemine ait bir durum olarak kabul edilirken yapılan çalışmalar göstermiştir ki bu çocukların önemli bir kısmında erişkin yaşlara geldiğinde de belirtiler devam etmektedir (%60-70’inde). Çocuklarda DEHB yaygınlığı %3-5’dir “dedi.

Psikiyatride DEHB nasıl bulundu?

DEHB ile ilgili olarak ilk kez Still (1902) yayınladığı makalesinde, çocuklarda ‘Moral Kontrolünde Defekt’ adı altında hiperaktivite, öğrenme güçlükleri, dikkat problemleri ve davranım bozukluklarını içeren bir davranışsal problem kümesi tanımlamış ve etyolojisinin çevresel faktörler rol oynayabilse de büyük olasılıkla genetik sebeplere bağlı olabileceğini bildirmiştir. Daha sonra Bradley (1937), amfetamin tedavisiyle hiperaktif çocukların belirtilerinde düzelme saptayarak bu durumu ‘Minimal Beyin Disfonksiyonu’ (MBD) olarak isimlendirmiştir.

DSM-II (Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) sınıflamasına (1968), ‘Çocukluk Çağının Hiperkinetik Reaksiyonu’ adıyla giren bu hastalık, farklı bir tanı grubu olarak ilk kez DSM-III’te (1980) dikkat eksikliği belirtisinin önemi vurgulanarak ‘Dikkat Eksikliği Bozukluğu’ adı altında ve 2 alt tiple (hiperaktiviteli ve hiperaktivitesiz) yer almıştır.

DEHB’nin kaç çeşidi vardır?

DSM-IV’te (1994) yine ‘Dikkat eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’ adı altında en son şeklini alarak belirtilerin özelliğine göre 3 alt tipe ayrılmıştır. Bunlar; 1-Dikkatsizliğin önde geldiği alt tip, 2- Hiperaktivite-İmpulsivitenin önde geldiği alt tip ve 3- Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu bileşik tip olarak adlandırılmaktadır.

DSM-III sınıflamasından önceki tanımlamalarda bu hastalığın erişkin dönemde devam etmesiyle ilgili bir bilgiye yer verilmezken, DSM-III ve sonraki sınıflamalarda farklı tanımlamalarla, belirtilerin erişkin dönemde devam edebileceği bildirilmiştir. Bu konudaki ilk sistematik araştırma 1976’da Wood ve Reimherr’in başında bulunduğu Utah grubu tarafından başlanmıştır. Bunu takip eden yıllarda erişkin dönemde DEHB konusunda ilgi ve araştırmalar artarak devam etmektedir.

Özellikleri

Üç çekirdek belirtisi ‘dikkat eksikliği’, ‘hiperaktivite’ ve ‘dürtüsellik’ olan bu bozukluğun en önemli özelliklerinden biri belirtilerin çocukluk çağından beri var olmasıdır. Nörogelişimsel bozukluklardan biri olarak kabul edilen DEHB’nin, beynin prefrontal korteks adı verilen ve kişinin davranışlarını, yakın gelecekteki etkilerini öngörerek ayarlamasına hizmet eden bölümündeki fonksiyonel bir bozukluktan kaynaklandığı düşünülmektedir. DEHB’deki etkilenen nörokimyasal mekanizmanın da dopamin (DA) sistemi ile ilgili olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Özellikle dikkat problemleri, dürtüsellik ve planlama/organizasyon becerileri alanlarında güçlükler yaşanmasına sebep olur ve klinikte, kişinin psikolojik, sosyal ve akademik/mesleki yaşam alanlarında sorunlar yaşamasıyla karşımıza çıkar.

Dikkat ve konsantrasyon güçlükleri;‘dikkati uzun süre odaklayamama’, ‘dikkatin dış uyaranlarla çabuk çelinmesi’, ‘unutkanlık’, ‘eşyaların yerini sürekli karıştırma’, ‘günlük konuşmaları, okuduklarını, akılda tutamama’, ‘aklı sürekli başka biryerlerdeymiş gibi görünme’, Hiperaktivite; ‘huzursuzluk’, ‘kıpır kıpır olma’, ‘hareketsizken sıkıntı hissetme’, ‘her an harekete hazır gibi’, ‘TV izleme, kitap okuma.. gibi aktiviteleri uzun süre sürdürmekte zorlanma’, Dürtüsellik; ‘sonuçlarını düşünmeden davranma ve konuşma’, ‘sonuçlarını düşünmeden hayatıyla ilgili önemli kararlar alma’, ‘sabırsızlık, erteleyememe, bekletememe’, ‘karşısındakinin sözlerini bitirmesini beklemeden konuşmaya başlama’ şeklinde tanımlanabilir ve sorumlulukların daha fazla olduğu erişkin dönemde kişinin hem mesleki hem de sosyal yaşantısını olumsuz etkiler; sorumlulukların yerine getirilmesinde aksaklıklar, verilen tarih ve randevuların unutulması, günlük işleri yürütmekte düzensizlik, görevleri tamamlayamama ya da zamanından geç tamamlama, bir öncekini bitirmeden diğer uğraşa geçme, zamanı planlayamama, geç kalma, erteleme, para hesabını ayarlayamama nedeniyle planlama/organizasyon güçlüklerine neden olur. Ebeveyinleri, öğretmenleri ve amirleriyle sık tartışma, arkadaşlıkları uzun süre devam ettirememe nedeniyle sosyal yaşamda zorluklar yaşanmasına neden olur. Ayrıca tüm bu belirtiler diğer birçok yaşam alanında da sorunlara neden olur; eğitim hayatında başarısızlıklar, sınıf tekrarları, devamsızlıklar, okuldan mezun olamama, sık meslek değiştirme, sağlık konularının ihmali, alkol ve bağımlılık yapan maddelerin kullanılması, trafik kurallarının ihlali nedeniyle kaza riskinin daha fazla olması gibi.
Ani-kısa süreli öfkelenmeler, tahriklere kolay kapılma, geçici kontrol kayıpları şeklinde görülen ‘çabuk parlamalar’ ile günlük yaşamın olağan stresleriyle başedememe, sorun çözme becerilerinde zayıflık, aşırı veya uygunsuz bir şekilde üzüntü, şaşkınlık, anksiyete veya öfke ile tepki verme, reddedilmeye ve eleştirilmeye fazla duyarlı olma, kolay hayal kırıklığına uğrama olarak tanımlanabilen ‘strese tahammülsüzlük’ te DEHB olan kişilerde görülen özelliklerdir.

Dikkat problemlerinin ve/veya dürtüsellik – hiperaktivitenin ön planda olmasına bağlı olarak hastalık 3 farklı şekilde görülebilir, aynı zamanda depresyon, anksiyete bozuklukları, alkol ve madde kullanımı gibi diğer psikiyatrik hastalıklara da yatkınlığı artırdığından, bu hastalıkların da tabloya eklenmesiyle farklı görünümler sergileyebilir. Ancak değerlendirmeler sonucunda bu çekirdek belirtilerin her hastada ortak özellikler olduğu görülmektedir. Yapılan çalışmaların sonuçlarına göre DEHB olan kişilerin %30-50’sinde Alkol Kötüye Kullanımı, %10-30’unda Madde Kötüye Kullanımı, %30-50’sinde Anksiyete bozukluğu, %20-40’ında Depresif Bozukluk birlikte görülmektedir.

Bu bozukluğun oluşumunda genetik yatkınlığın önemli oranda etkili olması yanında çocukluktan itibaren içinde yaşadığı ortamın da hastalığın şiddetini belirlemede büyük katkısı vardır. Dikkat problemleri, dürtüsellik ve planlama güçlükleri yaşayan bu kişiler çocukluk dönemimden itibaren, önce ebeveyinleri, arkadaşları ve sonra da okula başladıklarında öğretmenleriyle olan ilişkilerinde büyük güçlükler yaşarlar. Sosyal yaşamda sürekli eleştirilmeler, reddedilmeler ve engellenmelere maruz kalan, akademik açıdan da başarısızlıklar yaşayan bu bireyler hem bu alanlarda devam eden güçlükler hem de bu güçlüklerin kişinin psişik yapısında kendisiyle ilgili ‘düşük benlik saygısı’ geliştirmesine neden olmuş bir şekilde erişkin yaşama doğru devam ederler. Sonuçta zeka düzeyi ve yetenekleri ne kadar iyi olursa olsun bunları kullanamamış olurlar. Bu durum bir kısır döngü şeklinde hayatın her alanında sürekli tekrar eder. Bu kişilerin içinde bulundukları ortamın daha az eleştirel ve hoşgörülü olması kadar düzenli ve iyi yapılandırılmış da olması halinde hastalığın kişinin yaşamı üzerine olan olumsuz etkisi en aza inebilir.

DEHB’nin kişinin yaşamında yarattığı olumsuzluklara rağmen tanısının erişkinlikte kolay konamamasının çeşitli sebepleri vardır, bozukluğun çocukluktan beri varolması, bireylerin ve çevrelerinin bunu bir kişilik yapısı gibi görmeleri nedeniyle kurumlara başvurmamaları, diğer psikiyatrik bozukluklarla hem yüksek oranda birlikte görülmesi, hem de sık karışabilmesi ve tanının atlanabilmesi bu sebeplerden bazılarıdır.

Tedavi

DEHB’nun tedavisinde ilaç tedavisinin yanında kişinin yaşam alanlarında karşılaştığı güçlükler ve bunlarla başetme yolları geliştirmeyi hedefleyen psikoterapi yöntemleri kullanılmaktadır ve her 2 tedavi şeklinin birlikte uygulanmasından en fazla fayda elde edilmektedir. Son yıllarda erişkin DEHB ile ilgili tedaviler konusunda yapılan araştırmaların sayısı gittikçe artmaktadır ve etkili tedavi yöntemleri geliştirilmektedir. Tedavide amaçlanan asıl hedef bireyin yaşam kalitesini ve işlevselliğini artırmaktır.


Benzer Makaleler: